Agustos 2005: Bant Dergisi

aşk, ayrılık, huzur, acı, cümbüş ihtiras ve mutluluk

THE CURE

Rock'n Coke bu yıl müzik tarihinin en önemli gruplarından The Cure'u, İstanbul'da ağırlıyor

1973'de Crawley School'dan davranış bozukluğu sebebiyle atılan Robert Smith kan kırmızısı ruju, dağınık ve uzun saçları, gotik kıyafetleri ve milyonları arkasından sürükleyen albümlerini teker teker çıkarmadan evvel tam 14 yaşındaydı. Crawley'in kenar mahallelerinde büyüyen Robert Smith okuldan atıldıktan iki sene sonra Easy Cure adındaki grubunu bas gitarda Michael Dempsey ve davullarda Lol Tolhurst ile birlikte kurdu. Smith'in grubun adını daha az hippy diye The Cure'a dönüştürmesiyle beraber Albert Camus'un "The Outsider" isimli kitabını baz alarak yaptıkları "Killing An Arab" ilk demo parçaları oldu. t979'da prodüktör Chris Parry tarafından keşfedilip, Fiction Records altında yeniden yayınladıkları bu demo ile 25 yıllık muhteşem yolculuğun ilk adımı da atılmış oldu.

Robert Smith grubunu her ne kadar punk akımından etkilenerek kurmuş ve şarkılarını da bu akımın etkisi altında yapmış olsa da, Mayıs t979'da çıkardıkları "Three Imaginary Boys" albümü, R. Smith'in kendi karanlık yeraltı dünyasından punk'ın çok daha ötesi şeyler sunacağının ilk belirtisiydi. Stüdyoda canlı olarak kaydettikleri bu albümde "Object" gibi punk parçaları bulunsa bile, aralarından kopup ayrılan "10:15 On A Saturday Night" ve "Fire in Cairo" geleceğin sinyallerini veren şarkılardı. Bu iki parça, R. Smith'in hayal dünyasını, karanlık yeraltı düşlerini ve ayrılık, acı, melankoli gibi hislerini daha sonraki albümlerde derinden hissettireceğinin habercileriydi.

"Kitaplar okuyordum, umutsuzluk ve ayrılıklar üzerine, ve belki de okumamam gereken kitaplar R. Smith

"Killing an Arab" ile zirveye taşınan The Cure'a NME dergisinin övgüler yağdırması, Melody Maker'ın "80'ler buradan başlar" demesi, Banshees ve The Passions ile beraber turnelerin sonrası, 1980'de single'larını topladıkları "Boy's Don't Cry" albümü övgüleri beraberinde getirmişti. Bu hızlı sene henüz bitmemişken, basçı Micheal Dempsey'nin ayrılması üzerine grubun uzun seneler temel taşlarından biri olacak Simon Gallup ile ikinci albümleri "17 Seconds" prodüktör Mike Hedges tarafından gerçekleşti. Bu albümden "A Forest" İngiltere'de hit olup hemen dikkatleri üzerlerine tekrar çekti ve The Cure, Top of The Pops programında yerini aldı. "17 Seconds"ın tüm şarkıları bulutlu, endişeli ve kızgındı. "Artık genç olmadığımızı fark ediyorduk ve kızgındık" diyor R. Smith ve ardından konserlerinde polis tarafından yakalanıyorlar, Almanya'da saldırıya uğruyorlar, Fransa'da suratlarına göz yaşartıcılar sıkılıyor ve kızgınlıkları kendilerine geri dönüp artık neredeyse intihar ışıklarını yakıyordu. Konser sonrası bir otelde çıkan kavgada çok kısa bir süre evvel keyboard desteği ile gruba katılan Matthieu Hartley çözümü ayrılıkta buluyordu.

R. Smith "soyut olanı düşünmenin ne kadar kolay olduğunu hissediyordum, ta ki kapının önüne gelene kadar diyip ölümü ne kadar yakın hissettiğinin sinyalini veriyor ve kiliseleri ve törenleri ziyaret ederek daha evvel olmamış bir şeyi kendinde fark ediyordu: "İnancımın olmadığını gördüm ve aniden korktum". İşte bu inançsızlığın ve korkunun içerisin den 3. albümleri , en karanlık, en intiharsal albümleri "Faith" (1981) piyasaya çıkıyor (kapağında gri dumanlı, R. Smith'in çocukluk kabusu olan Bolton Abbey kilisesinin resmi) ve "Primary" adlı single'ı ile kap- karanlık bunalım tavırlarıyla The Cure listelerde yerini tekrar alıyordu.
Ben ise, 17 Seconds'dan sadece "A Forest"a takılmıştım. Ama büyürken yaşadığım hayat ile dışarıdaki hayatın gerçeklerini anlamaya yaklaştığım en karanlık yıllarda, evde tek başıma kendimi "Faith"in girdabına oldukça hızlı sokmuş, albümün en karanlık şarkısı "The Funeral Party" ve diğeri "All Cats Are Grey" ile ciddi anlamda büyümek/geçmiş/gelecek/gitmek gibi kavramları sorgulamaya başlamıştım. Esasında "henüz" hiçbir şeyi anlayamadan! R. Smith'in sunduğu, (şimdi geriye dönüp baktığımda talihsizlik diye nitelendirdiğim) hayat arasında sıkışıp kalmışım. "Daha fazla çaldıkça daha fazla umutsuzlaşıyorduk ve ben neredeyse her sahneyi ağlayarak terk ediyordum" diye R. Smith gene karanlık dünyasından sesleniyordu "Faith" hakkında. Hollanda'daki konserlerinde The Cure normal konser sahneleri yerine sirk çadırı kullanmış, başka bir konserde, davulcu Tolhurst'ün annesinin ölüm haberini almış doğru cenazesine giderek şovlarının kasetini cenazede çalmışlar, daha sonra da R. Smith'in nerede olduklarından tek bir fikri bile olmadığı Avustralya'da bir konserde kendilerini bulmuşlardı.

t982'de Simon Gallup'un ayrılması ile The Cure'un gittikçe daha karanlık bir performans sergilediği "Pornography" albümü piyasaya çıktı. "The Hanging Garden" gibi hem ruhu okşayan hem de bunaltan şarkılara sahip "Pornography" ile kritikleri üstüne tekrar çekmeyi başaran R. Smith, sanki bu albüme inat gibi yapılmış hızlı bir disco parçasını andıran "Let's Go to Bed" şarkısı ve yeni albüm "Japanese Whispers" (1983) ile kendisini toparlamayı başardı. Bu albümden "The Walk" 1983'de İngiltere listelerinde 12. sıraya tırmandı, hemen arkasından 7. sıraya oturan (cazımtrak tonlara sahip) "Lovecats" ile The Cure hayran kitlesini gitgide devasa boyutlara taşımaya başladı. Neşeli ve hareketli şarkıları ile bir anda herkesi şaşırtan R. Smith çok fazla vakit geçirmeden 1984 senesinde tekrar kendi yeraltı dünyasına girerek değişmediğini, esasında hep orada kaldığını "The Top" ile yüzlere vurdu. "The Top"un karanlık, ölüm, sex ve ihtiras dolu havası arasından sıyrılıp dışarı çıkmayı başaran ve listelerde 14 numaraya yükselen "The Caterpillar", o güne kadar The Cure'un yapmış olduğu en "şeker" tadında single olarak başarıyı yakaladı. Ancak, grup içinde daha kendine yeni yer edinmiş Andy Anderson ve Phil Thornalley "The Top"ın kurbanları olup, yerlerine davullara Boris Williams, gitara Porl Thompson ve bas gitara eski dost Simon Gallup'un gelişi The Cure'un yeni bir oluşumun içerisine soktu.

Zamanında devasa beş katlı müzik setime en fazla konuk olmuş albümleri "Head on The Door" l985'de Fiction Records tarafından piyasaya çıkarıldı ve listelerde 7 numaraya kadar yükseldi. Bu albüm yaptıkları en sade ve basit LP olmakla beraber "Kyoto Song" gibi basit tonların ve Smith'in tok sesinin ne kadar ağır bir ruh hali yarattığını söylemeden de geçemeyeceğim. Albümün hit parçası "Close to Me"nin videosunda tüm grup üyelerinin bir gardırop içinde kendilerini bir dağın eşiğinden intihara sallamalarını seyretmediyseniz bir şekilde bir yerlerden bulup izlemeniz / indirmeniz çok eğlenceli dakikaları geçirmenizi sağlayacaktır. t986'da single'larının toplandığı "Standing On A Beach" başarılarını büyük bir dalga ile Amerika'ya da yaymış, 1987 vardığında The Cure dünyada sekiz milyon albüm satmış ve bu başarıyı da "Ten Imaginary Years" adında bir kitap ile kutlamıştı. Tam 17 parçası ile Mayıs t987'de "Kiss Me Kiss Me Kiss Me" albümü The Cure'un gene acıyı mutluluk ile birleştirdiği en uç albümlerinden biri olarak severleri ile buluştu. "Why Can't I Be With You Catch", "Hot, Hot, Hot!!!" ve "Just Like Heaven" şarkıları ile bu albüm, dinleyenleri coşturmayı, "A Thousand Hours" şarkısı da benim kalbimde de destan olmayı başardı.

R. Smith'in zor ve değişken ruh halinin grup içinde senelerdir bir çok ayrılıklar yaşatmış olmasına rağmen, The Cure ayrılıkların en zorunu Lol Tolhurst'un gitmesiyle yaşadı. R. Smith'in tahammül gücünün kalmadığı ve her seferinde aşağıladığı Lol, "Disintegration'albümünden evvel gruptan koptu. On senelik beraberliğin ardından bu zor ayrılığı sorunsuz atlatan The Cure 1989'da, muhteşem videosu olan "Lullaby", gitarların kalbi zorladığı "Fascination Street", sevgiliye özlemin en sadesini anlatan "Pictures of You" ve iki numaraya oturan "Lovesong" ile benim anlatmakta bir sıfat bulamadığım "Disintegration" albümüne imza attı.

Remix albümleri "Mixed-Up" (t990) ve live albümleri "Entreat" (199 l)'den sonra 1992'de, gerek benim için gerek birçok The Cure dinleyeni için en iyi albüm sayılan "Wish" tüm listelerin 1 ve 2 numaralarında yerini aldı. Hayatımın en önemli günlerinden birinde, senelerdir kendimi hoparlörlerden çıkan sesine ve sözlerine kaptırdığım R. Smith ve The Cure tam 5 metre ünümde, Milano'da, "Wish 92" konserinde albümün bütün şarkılarını çalarak beni yine darmadağın etmişti. "Wish" sadece müzikleri ile değil, aynı zamanda şarkı sözleri ile de The Cure'un altın albümüdür. Bu albümden tek bir şarkıyı yada birkaçını burada anlatmak yerine, bu albümün anlatılamaz olduğunu, şarkı sözlerinde herkesin hayatından kesitler bulacağını söylemekle yetineceğim. Ama içinden illa tek bir şarkıyı ön plana çıkarmak zorunda kalırsam, kaçamak davranıp, "A Letter To Elise" diyeceğim.
Daha sonraki yıllarda "Show", "Paris" gibi değişik çalışmalara imza atan, 23 mil yon albüm satan The Cure, Şubat 1996'da, "Wild Mood Swings" adlı, şarkıların dinleyeni gene korku tünelinden çıkarıp rengerank bir dönme dolapta gezdirdiği albümü piyasaya çıkardı. l997'de ikinci hit albümleri "Galore" ve 20ü0'de çıkan "Bloodflowers" ile The Cure durmak nedir bilmeden üretti. "Bloodflowers", "Pornography" ve "Disintegration"dan sonra son bölüm olarak yani Dark Triology'nin 3. bölümü olarak anıldı. Blink 182, Juinor Jack, Tricky, Republica ve Tweaker gibi birçok değişik grupla değişik çalışmalar yapan Robert Smith,Haziran 2004'de grubun kendi adındaki son albümü The Cure'u çıkardı. "Bu albümü yaparkenki hislerimi hiçbir şey ile karşılaştıramam" diyerek R. Smith albümde her zaman yaptığı sevgiliyi kaybetmenin acısını ve melankoliyi tüm karanlık yönleriyle defalarca işleyip, sonunda bu acıya, üzüntüye ait gördüğü teslimiyet duygusu ile içinde bulunduğu durumu çekilir hatta zevk alır hale getirirken 25 senelik yolculuğunu özetliyordu.
Rock'n Coke festivalinde sahne alacak The Cure, Türkiye'ye bugüne kadar gelmiş performans bakımından en başarılı, çıkardıkları albüm sayısında en yüksek ve yaptıkları müzik tarafından da kalbe en dokunan müzik tarihinin en önemli gruplarından biridir. Sakın Kaçırmayın!

EN MELANKOLİK TOP 5:
1- All Cats Are Grey - Faith
2- Apart - Wish
3- Kyoto Song - The Head on the Door
4- A Thousand Hours - Kiss me, Kiss me, Kiss me
5- Siamese Twins - Pornography

EN MUTLU TOP 5:
1- The Caterpillar - The Top
2- Friday, I'm In Love - Wish
3- Lovecats - Japanese Whispers
4- 10:15 On a Saturday Night - Three Imaginary Boys
5- Hot, Hot, Hot !!! - Kiss me, Kiss me, Kiss me

Bant Dergisi, Ağustos 2005
Yazı: Orhan Omay (izni alınarak kullanılmıştır)
oomay@hurriyet.com.tr