ARALIK 2004: LIVING INDIGO DERGİSİ
Tedavisi Olmayan Bir Hastalık: The Cure

1976'da evinin pencerelerini açıp müzik sokağına akan The Cure, zamanla havaya ve atmosfere karıştı. The Cure havasını içine çeken bizler öyle ya da böyle kendimizden bir parça bulduk içinde. Bazılarımız ise The Cure'a olan bağımlılığimızdan dolayı bu müzik sokağında onların çöplerini bile karıştırır olduk çünkü yaptıkları herşey sanki bize özeldi. The Cure, diğer mahallelerde olan bitenleri pek dikkate almayıp zamanımıza kadar kendirine has süzülmeye devam ettiler. Sonuçta 28 yıldan beri müzik sokağından kendilerine kalıcı bir yer edindiler. Bu süre içerisinde b izleri diğer dünyalara, empresyonist görüşlere, çok farklı açılara taşıdılar. Bize tek bir ilacı olan "The Cure" hastalığını bulaştırdılar.

The Cure nefes almaya başladığında klasik enstrüman üçlüsü olan davul, bas ve gitar ile müzik maceralarına dalmıştı. Ancak kullanılan enstrümanlar her ne kadar herkesinki gibi aynı olsa bile ürettikleri müzik önceden duyulmamış bir ses şölenine dönüştü. Grubun beyni Robert Smith arkadaşlarıyla birlikte adeta her enstrümanı gizli kalmış bölgelerine sürüklemeye başladı. Pena vuruşları ile teller gitmedikleri esnekliklere uzandı, aksak ritim ile davul ve zil sesleri The Cure bahçesinde gezmenin zevkine vardı. Müzik anlayışına getirdikleri kuru düzenlemeler, temiz, çok sesli gitar tonları, katı, karanlık, gizemli ve heyecan verici ses şimdiki çoğu genç alternatif gruplarını ister istemez etkilemiştir.

The Cure'un yeşil denizlerin derinliklerine kadar uzanan müziğinde yanlızlık, kırılganlık, mutluluk, hüzün, coşku ve melankoli ağzımıza gelen ilk tatlar arasında olmuştur. Ancak zorlanmış olsa bile The Cure asla "depresif" müzik kategorisine girmemiştir. The Cure insan olarak hissedebileceğimiz tüm duyguları müzikleştiren bir orkestra olmuştur. Her anımıza hitap edebilen melodileri yakalayıp açık direkt sözlerle sıkılganlığımıza deva olmuşlardır.

İngiltere'nin yoğun siyah bulutları altında üretilen albümler genelde Robert Smith'in dönemsel hallerini yansıtmıştır. "Faith", "Pornography" bizlere karanlık sokaklarda ışık tutmuştur, "The Top" ve "Wild Mood Swings" gibi albümler ise kendi kendimize nasıl dans edebileceğimizi göstermiştir, "Disintegration" ve "Kiss Me Kiss Me Kiss Me" ise yalnızlığımızda bile yalnız olmadığımızı söylemiştir. Sonuçta The Cure bizim mahellemizin grubu olmuştur, bizimle ağlayıp bizimle gülmüştür.

Dönem dönem grup dağılma uçurumunun eşiğine gelmiş olsa bile son anda atlamaktan vaz geçmiştir. Bunun en büyük nedenlerinden birisi hayranlarının onlara karşı olan çok sağlam bağından kaynaklanmıştır. Bu da grubun yeni üretimlerine daha sıkı sarılmamızı sağlamıştır. Ne de olsa The Cure 28 yıl uzunluğundaki müzik sokağından aşağıya doğru yürürken bizlere yeni kapılar, pencereler açmayı başarmıştır. Bazen bir evin içinde ne kadar farklı oda olabileceğini göstermişlerdir. Bazen ise aynı açılımların nasıl farklı biçimde süslenebileceğini bize sunmuşlardır.

2004 yılında gelen yeni albüm, The Cure'un kendisine dışarıdan bakmasının bir ürünü. Sert, pop, karamsar ve hüzünlü tüm The Cure özellikleri ile yoğrulmuş bir müzik şöleni. Zaten ismi de bundan dolayı "The Cure" çünkü grup ile ilgili sorulabilecek tüm soruların cevabı burada yatıyor. Albümün altında benliğini sorgulama, kayıp aşk, kişisel bilgelik ve zaman gibi temalar yatmaktadır. Söz konusu albüm sert bir oluşum, bu benzer sertlikler bir önceki albümlerde de mevcuttu ancak bu kadar çok bir arada hiç olmamış idi. Albüm kesinlikle The Cure'un ilk 10'unda yer alabilecek kalitede ancak diğer albümlerdeki kuvvetli sözler maalesef burada geri kalmış durumda. Öte yandan ilk defa Robert Smith bir albümden sonra "bu bizim son ürünümüz, The Cure bitmiştir" dememiştir, aksine ilerideki projeleri açık ve net şekilde gündeme getirmiştir. Belki Ross Robinson yönetiminde bir ikinci albüm? İşte bu The Cure hayranları için asıl önemli olan faktördür. The Cure, bizlere bu kalite çizgisinin üstünde devam edeceğini aşılamıştır. Sonuçta onlar "The Cure" hastalığının tek tedavisi...

Güncelleme Kartı: The Cure çift CD olarak ilk albümleri "Three Imaginary Boys" u yayınlıyor. Bu bir zincirin ilk halkası olacak ve zamanla diğer tüm albümlerini böyle özel bir kavram içerisinde yayınlayacaklar. Amaç her albümün kayıt aşamasında dikkate alınmamış, demoları, farklı versiyonları, canlı kayıtları hepsini bir çatı altında toplamak. Albümde 6 tane önceden yayınlanmış parça yer almakta. Albümle birlikte 16 sayfalık Robert Smith 'in kendi özel arşivinden gelen önceden hiç görülmemiş resimler yer alacaktır.

 

Yazı : © Zekeriya S. Şen, 2004 / Yazarın adı kullanılarak alıntı yapılabilir .